7 Mart 2010 Pazar

Dondurulmuş Ruhlar


Orjinal Ad : Cold Souls
Yapım : 2009, USA/Fransa
Yönetmen : Sophie Barthes
Süre : 101 dk

Absürd bir filmle karşınızdayım, absürd olduğu kadar da eğlenceli ama dramatik. Festival filmlerinden olan Dondurulmuş Ruhlar, "Oha bu nasıl bir kafadır, ben de istiyorum" diyeceğiniz çıkış noktasıyla vadettiklerini sunuyor.

Paul Giamatti canlandırdığı karakterlerin ağırlığı altında ezilerek bir varoluş krizi yaşayan New York'lu bir oyuncudur. Oyunculukta karşılaştığı role girememe sıkıntısı yüzünden bir makalede okuduğu ruh depolamayı denemek için bir merkeze başvurur, burada yapılan şey ruhun bedenden ayrılarak bir yerde depolanmasıdır. Ruhsuz kalan insanların vicdan, toplumsal değerler ve bilimum insan üzerinde ağırlık yaratan olgudan kurtulmasını vadeden bu uygulamayı deneyen Paul, sonunda insanı insan yapan bütün özelliklerini kaybettiği için ruhunu geri "yükletmek" için başvurur. Fakat ruhu, bir aktörün ruhunu kendisine yükletmek isteyen Rus mafya liderinin karısı için çalınmıştır. Ruhu bulunana kadar Rus bir şairin ruhunu kendisine yüklettiren Paul, bu ruhun ağırlığı altında ezilmeye başlar. Bunun üzerine ruhları Rusya'dan kaçak yollarla Amerika'ya getiren, Paul'un de ruhunu çalan Nina ile birlikte Rusya'ya giderler. Burada türlü depdebeden sonra ruhunu yeri almayı başaran Paul, ülkesine geri döner.

Fantastik senaryosuyla eğlenceli bir seyir sunan Dondurulmuş Ruhlar, birbirine benzer filmlerden sıkılıp farklı birşeyler arayanlar için oldukça tatmin edici. Hem de bir ilk film!

IMDB Puanlaması : 6,7/10
La Santa Roja Puanlaması : 7,0/10

El Yordamıyla


Orjinal Ad : Easier with Practice
Yapım : 2009, USA
Yönetmen : Kyle Patrick Alvarez
Süre : 100 dk

Festival filmlerinden biri daha; El Yordamıyla. Konu telefon seksi diye açıklanmış, gerçek bir öyküden uyarlanmış olması da ilgimi çekmişti. Konu seks olunca elbet ki dikkat celbediliyor :)

Kendi çapında bir yazar olan ve kardeşiyle birlite kitabının tanıtımı için arabayla gezen Davy Mitchell, kaldığı bir motelde esrarengiz bir kadından bir telefon alır, kadın Davy'e telefon seksi önerir. İlk başta kendisini kardeşinin işlettiğini düşünen Davy, sonunda kadına teslim olur ve loser olarak geçirdiği hayatta belki de en tatmin edici seksi yaşar. Cep telefonunu telefondaki kadın olan Nicole'a veren Davy, daha sonra düzenli olarak Nicole ile konuşmaya ve telefon seksi yapmaya başlar. Duygusal Davy, tek düşündüğü seks olan Nicole'a karşı hayatını anlatır telefonda, Nicole ile dertleşir. Zaman içinde Nicole'a kendini iyice kaptıran Davy onunla görüşmek ister fakat Nicole buna yanaşmaz. Bu arada Davy'nin diğer kadınlarla görüşmesi konusunda da arıza çıkaran Nicole ile Davy sonunda ipleri koparma noktasına gelir. Bu arada Davy, daha önce de birşeyler yaşadığı bir kadınla tekrar görüşmeye başlar, fakat iş sekse gelince adamımız su koyvermekte ve ortamdan kaçmaktadır. Bu noktada Davy'nin gay olduğunu düşündüm. Büyük bir kavgadan sonra Nicole bir daha aramaz Davy'i, adamımız kafayı yer çünkü Nicole telefon numarasını vermemiştir ve sadece kendisi istediği zaman ulaşılabilir durumdadır. Birkaç ay sonra Nicole tekrar telefon ettiğinde görüşmeyi kabul eder Davy ile. Beklenen gün geldiğinde Nicole eker Davy'i, bir sonraki gün buluşmak üzere anlaşırlar. Ertesi gün buluşma noktasına gittiğinde ise Davy'i bir süpriz beklemektedir, şuh sesli kadın Nicole aslında yalnızlıktan muzdarip genç bir zenci adamdır ve kadın sesini taklit ederek yalnızlığına çare aramaktadır. Duygusal bir sekanstan sonra birbirlerine sarılıp ayrılırlar,Davy bu noktada adamla birlikte gidip gitmemek konusunda tereddütte kalır, sonunda arabasına binip gider.
Eşcinsel temasının zamanında bokunu çıkaran !f, bu sefer de beni tongaya bastırarak beklemediğim şekilde bir eşcinsel filmini izletti. Onlarla bir alıp veremediğim yok ama konu ne olursa olsun abartmak bende azcık alerji yapıyor n'apalım. Ağır tempolu filmin sonundaki süprizi biraz hareket getirse de çok da tavsiye ettiğim bir film olamadı maalesef.

IMDB Puanlaması : 6,6/10
La Santa Roja Puanlaması : 5,0/10

Metropia



Orjinal Ad :
Metropia
Yapım : 2009, İsveç / Danimarka / Norveç / Finlandiya
Yönetmen : Tarik Saleh
Süre : 86 dk

Bu seneki !f İstanbul, geçen seneki festivallere göre daha çok beğenimi kazansa da, sevgili patronumun hesapta olmayan bir toplantı yüzünden yurtdışındaki gün sayımı uzatması sebebiyle aldığım biletleri açığa aldırmak zorunda kalıp ancak 4 filmi izleyebildim. Kendisine işbu sebeple buradan sevgilerimi gönderiyorum. O 4'ten ilki olan Metropia, distopyasever bir birey olarak karanlık atmosferi ile beni fragmanıyla meraklandırmayı başarmıştı zaten. Merak kediyi öldürebilir ama sinefiller için yararlı bir dürtü bence.

Çok uzak olmayan bir gelecekteki Avrupa'da geçen Metropia'da, kahramanımız Roger bütün kentleri birbirine bağlayan metro sistemindeki isimlendiremediği birşeyden rahatsız olduğu için yasak olduğu halde işe bisikletle gidip gelmekte. Haritaya baktığımızda İstanbul'u da diğer şehirlere bağlayan bu güzergah yeni dünyanın sınırlarını ortadan kaldırdığı gibi heryerde İngilizce konuşulduğu için koca Avrupa bir ülke haline gelmiş durumda. Roger kafasının içinde sesler duymaya başladığında paranoyası had safhaya ulaşır. Hayallerinin kadını, kepek şampuanı kutusunda resmi bulunan Nina'yı bir gün metroda görüp takip etmeye başladığında metro ile ilgili kendisini rahatsız eden şeyleri de öğrenmeye başlar. Herkesin kullandığı bu şampuan sayesinde insanların zihinlerine girilip hareketleri kontrol ediliyordur. Şehrin altındaki sistemde dolaşan bu şampuan, çok daha büyük bir planın parçası olduğu gibi Roger da insanları izleme sistemindeki bir denekten başka birşey değildir. Roger'a çok benzeyen ve onu izlemekle görevli olan teknisyen, Roger'ı içinde bulunduğu tehlikeden korumak ve kurtarmak istese de sonunda başı yanan kendisi olur. Nina, Roger'dan bu sistemi çökertmek için yardım ister fakat kendisi şirket sahibinin kızıdır ve asıl amacı babasını ortadan kaldırıp başa geçmekten başka birşey değildir. Maalesef Roger bunu herşeyin sonunda öğrenir, sistemin başındaki adamı ortadan kaldırmayı başarsa da yerine Nina geçtiği için hiçbir şey değişmez. Roger en sonunda kendi hayatına döner ama bu bile yaşadığı olaylardan sonra kendisi için bir zafer olur.

Gerçek fotoğraflar kullanılarak yaratılan oldukça ilginç bir animasyon olan Metropia, Vincent Gallo ile Juliette Lewis'i de seslendirme kadrosuna alarak bu açıdan da ilgi çekiyor. İzlerken aklıma sürekli 1984'ü çağrıştıran öyküsü, bu konuya çok farklı bir bakış açısı getiremese de izlemesi oldukça keyifliydi.

IMDB Puanlaması : 6,2/10
La Santa Roja Puanlaması : 6/10